Sünnet Nedir ?

Konu Ekleyen Sünnetleri by admin on Pazartesi 16 Kasım 2009 at 22:05

 

Sünnet Nedir ?

Sünnet, lûgat mânâsı itibariyle, “gidişat, -iyi ya da kötü- takip edilen yol” demektir. Muhaddîsler, usûlcüler ve fukahâ ıstlahî mânâsı itibariyle sünneti, aşağıdaki ifadelerle tarif etmeye çalışmışlardır:

Muhaddîslere göre sünnet, “Ahkâma ve amele esas teşkil etsin etmesin, yaptıkları ve yapmaktan kaçındıklarıyla Allah Resûlü’nden (sav) -Hanefîler’in nokta-i nazarınca farz, vacib, sünnet, müstehab ve âdâp – bize intikal eden her şeydir.” Yani, Allah Resûlü’nün (sav) şemâilidir, hayat tarzıdır, sîretidir.

Usûlcülerin sünnet anlayışı biraz daha farklıdır. Onlara göre sünnet, “Resûlullah’dan (sav) söz, fiil ve takrir (Devami…)


Sünnetin Tarifi

Konu Ekleyen Sünnetleri by admin on Pazartesi 16 Kasım 2009 at 22:02

Sünnetin Tarifi

Kelime anlamı, izlenen tutum, tavır ve yol demektir. Tek başına “Peygamberlerin sünneti” dendiği zaman, Peygamberin takındığı tavır ve hayat biçimi, yani tümüyle İslâm anlaşılır.

Farz ve vacip olmayan anlamında kullanıldığı zaman; Allah’ın yada Elçisinin emri olmakla beraber, kesinkes istenmediğini gösteren başka deliller bulunan, yada Peygamberimizin zaman zaman terk ettiği halde, çoğunlukla yaptığı ibadet ve davranışları demektir. Kur’ân olmayan anlamında kullanıldığında ise Peygamberimizin eylemleri yani fiilleri ve kendisi yapmadığı halde olumlu karşıladığı davranışlar akla gelir. Peygamberimizin çoğu zaman yaptıkları ve farz olmadığını bildirdiği halde, şeyler, kuvvetli, yani “müekkede” sünnet, çoğu zaman terk ettikleri (Devami…)


Sünnetin Çeşitleri

Konu Ekleyen Sünnetleri by admin on Pazartesi 16 Kasım 2009 at 22:01

Sünnetin Çeşitleri

Bütün bu tariflerden anladığımız hususları şu üç kısma irca’ edebiliriz:

a. Kavlî Sünnet

Sünnet, Allah Resûlü’nün (sav) mübarek sözleridir; yani sünnetin bir bölümünü O’nun nurlu sözleri teşkil eder ki, bunlar, Kur’ân’da yer almayan, fakat bütün fukahâca fıkıh kitaplarına alınıp, pek çok hükme esas kabul edilen O’na ait nurefşan beyanlardır ki, misal olarak şunları zikredebiliriz:

a. Efendimiz (sav), “Varise vasiyet yoktur.”1 buyururlar. Yani, miras bırakan kimse, kendisine vâris olacak biri için mirasından vasiyette bulunamaz.

b. Yine, usûl-i fıkıhta yer alan bir başka mübarek sözlerinde Efendimiz (sav), “Zarar verme ve (Devami…)


Sünneti Müekkede

Konu Ekleyen Sünnetleri by admin on Pazartesi 16 Kasım 2009 at 22:00

Sünneti Müekkede

Hz. Peygamber (s.a.s)’in devamlı olarak işleyip nadiren terkettiği; farz ve vacib olmayan amelleri. Buna Sünnet-i hüdâ adı da verilir (Seyyid Şerif el-Cürcânî, et-Ta’rifât, Beyrut 1403/1983, s. 122; Damad, Mecme’ul-enhur, İstanbul 1328, I, 12; İbn Abidin, Reddü’l Muhtar Kahire 1272-1324, I, 70). Fukahâ’dan bazıları ise sünnet-i müekkede’yi Hz. Peygamber (s.a.s)’in terketmeksizin yaptığı (İbn Nüceym, el-Bahru’r-Raik, Kahire 1311, I, 17-18). Sünnet-i müekkedeleri yerine getirme dini hayatı kemale erdirmeyi ifade eder (Seyyid Şerif el-Cürcânî, a.g.e., s. 122).

Zira bu tür sünnetler farz ibadetlerde yapılması ihtimal dahilinde olan kusurları telâfi için meşru kılınmışlardır (İbn Âbidîn, a.g.e., I,191). Bu sebeple sünneti müekkedeleri terketmek dinle alay kabul edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s) “sünnetimi terkeden (Devami…)


Sünnet-i Gayri Müekkede

Konu Ekleyen Sünnetleri by admin on Pazartesi 16 Kasım 2009 at 21:59

Sünnet-i Gayri Müekkede

Hz. Peygamber (s.a.s)’in bazen yapıp bazen de terkettiği ameller. Bu gruba giren sünnetleri yerine getirmek sevap kazandırır. Terkeden ise ceza, kınama ve azarlamaya müstahak olmaz (Seyyid Şerif el-Cürcânî, et-Ta’rifât, Beyrut 1403/1983, s. 122; İbn Nüceym, el-Bahru’r-Râik, Kahire 1311, I, 17-18). Yatsı namazı ve ikindi namazlarının ilk sünnetleri sünnet-i gayr-ı müekkede dir. Hz. Peygamber (s.a.s)’in giyinişi, oturup kalkması, taranması ve ayakkabı giymesi vb. hareket ve tavırlarını ifade eden sünnet-i zevaidlerde bu gruba girer (İbn Âbidin, Reddül-Muhtâr, Kahire 1272-1324, I, 321).

Saffet KÖSE


Kültürümüzde Peygamber Sevgisi

Konu Ekleyen Sünnetleri by admin on Pazartesi 16 Kasım 2009 at 21:58

Kültürümüzde Peygamber Sevgisi

Muhammed’den muhabbet oldu hasıl,
Muhammed’siz muhabbetten ne hasıl?

Bir çocuğa bir ad, çocuğun o adın manasını yaşaması veya o ada sahip bir şahsın ahlakıyla ahlaklanması için verilir. Peygamber Efendimizin (sav) mübarek adı “Muhammed,” hamd eden anlamına gelir [1] ve Peygamber Efendimizden (sav) başka tam anlamıyla hamd eden de yoktur. Muhammed adındaki bir şahıs eğer bu ada layık olamazsa, vebal altına girecektir. Vebal, bu adi o sahsa verenlerin üzerine de olacaktır. Bu ada sahip bir kişi iyi bir insan olmazsa ve bu yüzden kötü hitaplara maruz kalırsa –meselâ, birisi ona adını kullanarak küfür ederse– bu, Peygamber Efendimizi (sav) üzecektir, O’nun (sav) manasını incitecektir.

Bu anlayışla atalarımız çocuklarına “Muhammed” lafzını isim olarak vermemişler, yerine önceleri “Mehemmed,” sonraları “Mehmet” ismini kullanmışlardır. Bu konuda öylesine titiz davranılmıştır ki “Muhammed” adını, yalnızca O’na (sav) layık olabilecek mertebeye erişmiş din büyükleri, post sahipleri ve alimler kullanmışlardır. Hatta Fatih Sultan Mehmet’in ilk adı “Muhammed” olmasına rağmen, layık olamayacağı korkusuyla Mehmet’e çevrilmiş, Hacı Bayram Veli Hazretleri’nin, Fatih’in İstanbul’u fethedeceğini Fatih’in çocukluğunda söylemesi bile bu kararı değiştirmemiştir. Böyle büyük insanların dışındakiler ise ya “Mehmet” adını ya da Peygamberimizin (sav) Mustafa, Ahmet gibi diğer adlarını kullanmışlardır.

Peygamber Efendimizin (sav) isminin manasına böylesine değer veren zihniyet, askerine da MEHMETÇİK demiştir. Mehmetçik, yani O’na (sav) benzeyen asker… Yani O’nun (sav) ahlakıyla ahlaklanmış asker… Yani O’nun (sav) askeri… Ayni zihniyet, O’nun (sav) sevgili zevcesi Hz. Aişe validemizin (ra) adını, kadınına sembol yapmış, AYŞECİK demiştir.

Bizim kültürümüz sembolcü kültürdür. Atalarımız daha Orta Asya’dayken belirli eşyaları, cisimleri ve şekilleri belirli manalara sembol yapmışlardır. Mesela, “ok” Tanrı’ya bağlılığın, “yay” da bu bağlılığın cihana yayılmasının sembolüydü. Keza davulun, tuğun devlet babında değişik anlamları vardı. İslam’ı kabulden sonra da devam eden bu sembolcü gelenek, Peygamber Efendimize de (sav) bir sembol bulmakta gecikmemiş ve O’na (sav) GÜL sembolünü layık görmüştür. Kültürümüzde gül, Peygamberimizin (sav), Peygamberimize (sav) duyulan muhabbetin sembolüdür. Peygamberimize (sav) bir an muhabbetini kaybeden imanını kaybedeceğinden, yani Peygamberimize (sav) muhabbet duymak ile iman çok yakından alakalı olduğundan,
gül ayni zamanda iman hayatimizin da sembolü sayılır. Gül, Peygamberimizin (sav) sembolü olduğu içindir ki Fatih O’na (sav) olan muhabbetini belirtmek için gül koklar. Onun içindir ki edebiyatımızda sevgililer hep güle benzetilir. Onun içindir ki Necati
Beg söyle der:

Yılda bir kerre menâr-i sâhdan dîdâr gül,

Gösterir nite ki nûr-i Ahmed-i Muhtâr gül.

Gül, Peygamberimizin (sav) sembolü olur da, ad olarak kullanılmaz mı? Bu Gül (sav) sevgisi, “Gül, Gülbahar, Gülbeden, Gülistan, Gülhan, Gülsan, Gülcan, Gülten, Gülriz, Gülnur, Gülenaz, Gülay, Güler, Gülsever, Gülbey, Gülçin, Gülcihan vs.” gibi, Peygamberimize (sav) muhabbetimizi ifade eden yüzlerce “gül”lü adi dilimize kazandırmıştır. Ve bu anlayış, Peygamberimizin (sav) sevgili zevcesi Hz. Aişe’nin adini, Peygamberimizin (sav) sembolüyle birleştirmiş AYŞEGÜL yapmıştır. Anadolu’nun bazı
yörelerinde de Gül’e (sav) öncelik verirler, GÜLAYŞE derler vesselam. p
[1] Onk. Dr. Halûk Nurbaki, Gönül Penceresinden Fahr-i Kâinat Efendimiz, Damla Yayınevi. (“Muhammed” ismi,”çok övülmüş, bir çok güzel huylara sahip” anlamına da gelir.–Editör)


Sonraki Sayfa »

Copyright © 2021 Hz. Muhammed (S.a.v) – Kainaatın Solmayan Gül'ü. Bu site Secdegulleri.Net tarafindan insa edilmistir. Website Yp: Secde_Gulleri